KADER, ZAMAN, DOSTLAR,MAYONEZ VE KAHVE…
“KADER, ŞANSA KALMIŞ BİR ŞEY, YA DA SEÇİM MESELESİ DEĞİLDİR.
O, BEKLENİLECEK BİR ŞEY DE DEĞİLDİR.
KAZANILACAK BİR ŞEYDİR.
NE İSTEMEDİĞİMİZE DEĞİL NEYİ İSTEDİĞİMİZE ODAKLANALIM LÜTFEN….
Her şey enerjilerden oluşur, bu enerji bizim düşüncelerimize eşlik eder. Siz bir mıknatıssınız, hayat ise bumerang. Olduğumuz şey bizim düşüncelerimizdir. Siz bir kez karar verip evrene sipariş verirseniz o siparişi teşekkür ederek alır ve size paketleyip yollar. Gittiğinizde garson yanınıza gelip sipariş alır, siz siparişinizi 5 dakika ara ile değiştirirseniz ve bunu birkaç kez tekrarlayıp kararsız kalırsanız garson da size hiç ummadığınız bir yemek getirir ve siz sonunda gecem zehir oldu niye ben istediğim gibi yemek yiyemiyorum, şansımın içine edeyim diye söylenirsiniz. İşte evren de böyle bir şeydir, ona da açık ve net olun. Kararsızlık içinde kalıp istek ve düşüncelerinizi sebze çorbasına çevirmeyin, hele tuzu fazla kaçırırsanız ve bir de tansiyonunuz yükselirse kurban rolüne bürünüp ‘’ah,bunlar benim başıma niye geliyor’’ diye dertlenmeyin. Çünkü siz mesajınızı doğru yollamayı becerememişsiniz demektir.
Şimdi hedeflerinizi belirleyen yeni bir liste yapalım. Hayatınıza neleri çekmek istiyorsunuz? Kişisel hedefleriniz, ilişkiler, sağlık, kariyer, boş zaman ,para gibi…Ve kendinize şu soruları sorun? Hayallerim? Hedeflerim? Beni mutlu eden şeyler? Yapmak istediğim şey? Aile hayatım? Nerde yaşamak istiyorum? Hayalimdeki ev? Maddi hedeflerim? Ve önceliklerim?
Büyük şeyler başarmak istiyorsak yalnızca eylemde bulunmamalıyız, hayalde kurmalıyız. Yalnızca plan yapmakla kalmamalıyız,aynı zamanda ona inanmalıyız. Hayallerinizi hak ettiğinizi düşünün daima, Ona sahip olacağınıza inanın. Sonra onu serbest bırakın ve gitmesine izin verin. Kendinizi imkanlara açın, yani hayal listenizi yaratıp evrene sipariş verin. Mucizeleri göreceksiniz.
Kendini geliştirmek için zamanın olmadığını söylemen arabayla giderken benzin almaya zamanın olmadığını söylemekle aynı şeydir.
Bir düşünün, her sabah hesabınıza 100.000 Amerikan Doları kredi veren bir bankanız var, ama bir günden diğerine hiç bakiye devretmiyor. Tutarı ne olursa olsun, kullanmadığınız bakiye miktarı her aksam iptal ediliyor. Böyle bir durumda ne yapardınız? Tabii ki son kurusuna kadar çekerdiniz!!!! Aslında, hepimizin böyle bir bankası var. Adı ZAMAN…
Her sabah ise, iyi şeylere yatırım yapmadığınız kısmını silip, hesabınıza zarar kaydediyor. Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor. Her gün size yeni bir hesap açıyor. Her aksam günün bakiyesini yakıyor. Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitonuzla yaşamalısınız. Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve basari olarak geri dönsün. Zaman akıp gidiyor değerlendirmeye bakın sahip olduğunuz her ani değerlendirin. Daha fazla deger verin, çünkü onu çok özel biriyle, zamanını harcamaya değecek kadar özel biriyle paylaştınız.. şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.
Dün artik mazi oldu. Yarin ise muamma. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır. Dostlar nadide mücevherlerdir, şüphesiz. Sizi güldürür, basari için cesaretlendirirler. Size kulak verir, sizinle övgü sözlerini paylaşır ve her zaman kalplerini size açmaya hazırdırlar. Dostlarınıza ne kadar değer verdiğinizi gösterin…” Ne zaman hayatında bazı şeyler aşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar:
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler. Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker. Böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar. Onlar da ‘evet’ doldu derler. Profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler de koro halinde ‘evet’ derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır. Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek ‘eveet’ diyerek;
Ben bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım, der.
Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
Şayet kavanoza önce kum doldurursanız, diye anlatmaya devam eder. ‘Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur.
Bu ara bir öğrenci sorar:
– Peki, o iki fincan kahve nedir? Profesör gülerek:
– Bu soruyu bekliyordum, hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır!!!